 |  Çok küçüktüm. O'nu tanıdığımda. Kimi zaman büker boynunu, hüzünlenir. Kimi zaman içine kapanır, gizemlidir. Sevinçlidir kimi zaman neşe verir etrafa... Çok mutludur.
Kimden mi söz ediyorum?
Papatyadan tabii ki... Hani Gençliğimizin baharında bize öteki yüzünü gösteren sırdaşımız, arkadaşımız, ümitlerimiz olan papatyadan.
Seviyor... Sevmiyor... Derken, bize yaranabildi mi sanki? Yolup bir kenara atmadık mı? Kimi zaman kızmadık mı, küsmedik mi? Önde olan hep bizim duygularımızdı. Ama o bize hiç küsmedi, kırılmadı. Vefasını hiç esirgemedi. Üstelik hep gülümsedi ve boyun büktü önümüzde. Onun da ağlayabileceğini hiç düşündünüz mü?
Yağmur dışında papatyaları sulayan nedir sizce? Tabii ki gözyaşlarıdır. Yani, papatyaların kendi gözyaşları...
Bu gözyaşlarını fark edenler de çiçek ruhundan anlayan duyarlı ve hassas kimselerdir. Güneşin doğuşunu, doğanın uyanışını çoğumuz izlemişizdir. Kurtlar, kuşlar ve çiçekler de uyanır güneşle birlikte. Tabii bir de bizim Papatya. Ama Bayan Papatya herkesten gizlediği dertlerini, kederlerini, hüzünlerini, üzerinden atıp çevreye neşeli görünme çabasındadır. Ağlamak ve rahatlamak ister.
Üzerinde ki çiğ taneleri gözyaşı olmuştur ona. Ağla papatya... Ne olur sıkma kendini. Koy ver gitsin gözyaşlarını... Ağla...
Siz hiç ağlayan papatya gördünüz mü? Çiğ tanelerinin, papatyanın beyaz yaprakları arasından süzülmesi neye benzer bilir misiniz? Tabii ki çok güzel bir hanımın uzun kirpikleri arasından dökülmeye çalışan gözyaşlarına... Eğer bu anı görseydiniz, eminim ki etkisinden hiç kurtulamazdınız...
|